| Kitap ve Kütüphaneler Üzerine Mülkiye’nin kıdemli hocalarından Sina Akşin insanları ikiye ayırırdı: "Evinde kütüphanesi olanlar ve olmayanlar…” Bunu elbette mutlak bir hüküm olarak değil de kitabın bireysel gelişme açısından önemine vurgu yapan esprili bir ifade olarak almak lâzım. Bireysel gelişme açısından önemli olan kitabın, toplumsal gelişme açısından önemine ilişkin bir söz söylemek bile abes olur. Birleşmiş Milletler tarafından uluslararası karşılaştırmalarda kullanılan ‘insanî gelişmişlik endeksi’nin en önemli bileşenlerinden biri eğitimdir. İyi bir eğitim sistemi ise kitaplar ve okuma alışkanlığıyla bağlantılıdır. Mikro düzeyden, ülke düzeyine kadar kitapları insanların kullanımına sunan kamusal ve özel kütüphaneler, ülkelerin eğitim ve kültür düzeyinin de en önemli göstergelerinden biridir. Kütüphane: ‘Fakültenin Anası’ Kütüphanelerin eğitim kurumları açısından ise özel bir önemi var, onların eğitim ve araştırma işlevlerini yerine getirebilmesinin olmazsa olmaz koşulu mahiyetinde olmaları nedeniyle. Akademik kütüphanelerin amacı, barındırdıkları kitap, dergi, gazete gibi fiziksel materyaller ve dijital çağla birlikte veri tabanı ve çeşitli sistemler ile multimedya materyaller aracılığıyla öğretim üyelerinin araştırmalarına ve öğrencilerin eğitim ihtiyaçlarına hizmet etmektir. Kütüphaneler, bir üniversite ya da fakültenin kalbi ya da beyni, bu anlamda da değer ölçüsü olarak nitelenebilir. 1930’lu yıllarda Nazi Almanyası’ndan gelen profesörlerden biri olan ve Türkiye’de sosyal politika disiplininin öncüsü olarak kabul ettiğimiz, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Kütüphanesi’nin oluşturulmasında da büyük emeği geçen Gerhard Kessler, şu sözleriyle, kütüphaneleri ‘fakültenin anası’ olarak nitelemişti: "Kitaplık fakültemizin anası olmuştu. Tüm öğretim üyeleri ve öğrencilerin ona bir ana gibi sevgiyle muamele etmesi gerekiyordu.” Dünyada ve Türkiye’de Akademik Kütüphaneler Dünyada akademik kütüphanelerin geçmişi yüzyıllar öncesine uzanıyor. Örneğin, Oxford Üniversitesi Kütüphanesi’nin kuruluşu 1602, Harvard Üniversitesi Kütüphanesi’nin kuruluşu ise 1638 yılında. Günümüzde Harvard Kütüphanesi’nde 20 milyon cilt bulunuyor. ABD’deki toplam akademik kütüphane sayısı ise 3.700. Ülkemizde akademik kurumlar kadar, kütüphanelerin de çok uzun bir geçmişi yok. Bunun yanı sıra, birçok üniversitenin kütüphanesi eğitim ve araştırma faaliyetlerine katkıda bulunma kapasitesinden çok uzak. Bu açıdan bakıldığında, üniversitelerimizi esas olarak ‘iyi bir kütüphanesi olanlar’ ve ‘olmayanlar’ olarak ikiye ayırmakta herhalde beis yoktur. Yarım yüzyıllık üniversite tecrübeme dayanarak, üniversitelerin ve fakültelerin akademik niteliğiyle kütüphanelerinin niteliği arasında büyük bir korelasyon olduğunu da söyleyebilirim. Akademik yaşam açısından kütüphaneler bu kadar önemliyken, Türkiye’de eğitim kurumları düzeyinde kütüphanelere yeterli değerin verildiği söylenemez. Birçok yüksek öğretim kurumunun kütüphaneleri son derece zayıftır. Bunun, o kurumların eğitim ve araştırma etkinlikleriyle paralellik gösterdiği de rahatlıkla söylenebilir. Gene kendi kişisel deneyimime dayanarak, ülkemizde öğretim üyelerinin kütüphane kullanma eğilimlerinin düşük olduğunu da ifade etmeliyim. Diğer taraftan bir üniversite kütüphanesine en çok değer katan şeyin, kendi öğretim üyelerinin kitapları olduğunu ve öğretim üyelerinin değerlerinin de kendi kurumlarının kütüphanelerinde bulunan eserlerine koşut olduğunu düşünüyorum. Mülkiye Kütüphanesi Üzerine Bugüne kadar on binlerce öğrencinin yaşamında iz bırakan, ödünç kitap alıp okudukları, okuma salonunda ders çalıştıkları Siyasal Bilgiler Fakültesi Kütüphanesi, benim de yaşamımın 41 yılını geçirdiğim Mektep’te, odamdan ve ders yaptığım sınıflardan sonra en çok zaman geçirdiğim yerdi. Kütüphane girişinde yazar-eser-konu olarak üç bölünümlü ahşap kartoteks kutuları heyecanla karıştırır, gazete arşiv odasında 1930’ların 40’ların gazetelerini incelerken tozdan simsiyah olurdum. Kütüphane, Türkiye’de sosyal bilimler alanındaki kütüphanelerin hem en eski hem de en önemlilerinden biri. Günümüzde kitap sayısı 162.000’e ulaşmış olan Kütüphane’deki materyal, 1800’lü yıllara ve günümüzde eski Ali Çankaya İstatistik Odası’nda korunan nadir eserler ile elyazmalarına kadar uzanıyor. Gazete koleksiyonları Osmanlı döneminden, 19. yüzyıl sonlarından başlıyor. Diğer bazı Osmanlı gazeteleri yanında, Ceride-i Havadis’in 1892’den, İkdam’ın 1894’ten, Vakit’in 1917’den başlayan koleksiyonları var. Cumhuriyet döneminde ise Cumhuriyet ve Akşam’ın 1929’dan, Tan’ın 1930’dan, Ulus’un 1935’ten itibaren koleksiyonları mevcut. Özellikle eski tarihli gazete, dergi ve kitaplar açısından kütüphane diğer kamu ve özel kütüphanelerle karşılaştırılamayacak kadar zengin. Çalışmalarım dolayısıyla ihtiyaç duyduğum, Çalışma Bakanlığı’nın 1940’lı yılların ortalarında yayınladığı Çalışma Dergisi’nin Bakanlığın kendi kütüphanesinde eksik olan sayılarını, SBF Kütüphanesi’nde bulmuştum. Gene Başbakanlık Yüksek Murakabe Heyeti’nin İktisadî Devlet Teşekkülleri’ne bağlı müesseseler hakkındaki 1930’lu ve 1940’lı yıllara ait raporlarını da SBF Kütüphanesi’nde bulma ve kullanma şansım oldu. Aynı dönemlere ait diğer resmî ve özel yayınlar açısından da Kütüphane olağanüstü zengin. Bu yayınların çok büyük bölümünün günümüzün dijital ortamlarında mevcut olmaması nedeniyle, SBF Kütüphanesi bu elektronik çağda da önemini koruyor.  Fakülte’de bulunduğum yıllar boyunca kütüphanenin en önemli iki sorunu mekânsal sınırlılıklar ile personel yetersizliğiydi. Mekânsal açıdan hem kitap-dergi-gazete koyulacak yerler hem de öğrencilerin okuma ve çalışma alanları itibariyle sınırlılıklar vardı. Kütüphanenin gelişmesini ciddi biçimde etkileyen bu iki sorunun çözülmesi için çaba gösterildiyse de maalesef ortadan kaldırmak mümkün olmadı. Mekânsal sınırlılık, yakın zamanlarda kütüphanedeki 50.000 cilt dergi ile yabancı gazete-dergi arşivlerinin üniversitenin Gölbaşı’ndaki binalarına taşınmasına yol açtı. Günümüzde yeni yerinde bu materyalin hiç de iyi durumda olmadığı, iki odaya kullanımını imkânsız kılacak biçimde istiflendiği ve üstelik bir de su baskınına uğradığı biliniyor. Zaman zaman Cebeci Yerleşkesi içinde üniversitenin merkezî bir kütüphane kurması ve fakülte kütüphanelerinin bu merkezde birleştirilmesi düşüncesi gündeme gelmiş ve tartışılmışsa da bunun tarihî SBF Kütüphanesi’nin özgün kimliğini ortadan kaldıracağı gerekçesiyle, biz Fakülte olarak böyle bir gelişmeye karşı çıktık. Günümüzde de devam eden personel eksikliği sorunu ise hiç çözülemedi, ancak kütüphane personelinin özverili çalışmaları sorunun daha da büyümesine kısmen engel oldu. 1990’lardan başlayarak kütüphanede kısmî zamanlı olarak öğrenci istihdam edilmesi, bu sorunların hafiflemesi kadar, ihtiyaç duyan öğrencilere bir gelir sağlama açısından da faydalı oldu. Kütüphane Komisyonu ve Çalışmaları  Benim 1978’de Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne asistan olarak girdiğim dönemlerde okulda değişik alanlarda etkinlik gösteren komisyonlar vardı. Oda Tahsis Komisyonu, Yayın Komisyonu, Dış Görevlendirme Komisyonu, Kütüphane Komisyonu hatırladığım komisyonlardı. Öğretim üyelerinden oluşan ve asistanların da katıldığı bu komisyonlar kendi alanlarına ilişkin kararlar alır, Fakülte yönetimi de bu kararları uygulardı. Demokratik bir kurumsal işleyişi temsil eden bu komisyonlar, galiba 12 Eylül ve YÖK sonrası dönemde ortadan kalktılar. Zaten işlevleri de büyük ölçüde ortadan kalkmış ya da azalmıştı. Çünkü Fakülte artık eskiden olduğu gibi kitap yayımlamıyor, yurt dışına öğretim üyesi gönderemiyordu. Sadece Kütüphane Komisyonu’nun yaklaşık 2005-2006 yıllarına kadar varlığını sürdürebilmiş olmasını, Komisyon’un kütüphanede işlerin yürümesini kolaylaştırıcı işlevi yanında, Komisyon Başkanı Sina Akşin Hoca’nın çabalarına bağlıyorum. 1990’lı yıllarda üye olarak katıldığım Komisyon’da o tarihte kimler yoktu ki! Başkanımız Sina Akşin, Korkut Boratav, Ergun Türkcan, Baskın Oran, Şükrü Sina Gürel, İbrahim Kaplan, Cem Somel, Cahit Emre ve ben... Komisyon esas olarak kitapları seven kişilerden oluşuyordu. Zamanla ayrılan kıdemli hocaların ardından, komisyonda daha genç arkadaşlar da yer almaya başladı. Sina Hoca’nın 2004’te emekliye ayrılmasından sonra Komisyon’da yapılan seçimle başkanlığa ben seçilmiştim, ancak belki birkaç yıl sonra Komisyon’un çalışmaları kendiliğinden sona erdi. Çalışma dönemi içerisinde Komisyon’un yetkileri sınırlıydı. Daha çok kütüphanenin işleyişine ve kullanımına, yeni eleman ihtiyacına, alınacak kitaplara, ceza paralarının kullanımına ilişkin konularda Dekanlığa önerilerde bulunan istişârî bir kurul niteliğindeydi. Komisyon’da tartışılan temel konular arasında, Ergun Türkcan’ın öncülük ettiği, kütüphanenin dijital olanaklarının geliştirilmesi konusu başta geliyordu. Eski ve zengin gazete koleksiyonları ile kitap ve dergilerin korunması için gerekli önlemlerin alınması da önemli tartışma konuları arasındaydı. Ünlü bir televizyon programının yapımcılarının kütüphanenin gazete arşivinde yaptıkları çalışmalar sırasında gazete koleksiyonlarına zarar vermesi ve bazı okurların gazete ve dergilerden örneğin Deniz Gezmiş gibi sempati duydukları kişilerin fotoğraflarını jiletleyerek kesmesi gibi olaylar, bu konunun çok tartışılmasına ve bazı önlemler alınmasına yol açmıştı. Komisyon’un güzel ilke kararlarından biri ise yeni kitabı yayınlanan üyelerin bunları Kütüphane’ye de armağan etmeleriydi. Aradan bu kadar uzun yıllar geçti, yeni bir kitabım yayınlandığı zaman ilk nüshayı mutlaka SBF Kütüphanesi’ne armağan etmekten mutluluk duyuyorum. Sosyal medyada şöyle esprili bir paylaşımım da olmuştur: "Soru: Bir kitap ne zaman kitap olma vasfını kazanır? Cevap: Mülkiye Kütüphanesi’ne girdiği zaman…” Komisyon’un toplantıları, gündeme ilişkin görüşmelerden sonra genellikle çaylı bir sohbetle devam ederdi.  Kütüphane ve Müzik Odası  Siyasal Bilgiler Fakültesi Kütüphanesi müziğe hiç de yabancı değildi. 1967 mezunu hocamız Hasan Ersel’in, öğrenciliğinde kütüphanede plâk dinletileri yaptığını okumuştum bir yerlerde. 1990’lı yılların ortasında Fakülte’deki öğrenci topluluklarından biri olan Mülkiye Müzik Topluluğu’nun danışman hocalığını yürütürken, kütüphanenin öğrencilere kitap yanında nitelikli müzik dinleme olanakları da sunmasının çok faydalı olacağını düşündüm. Hatırlayalım ki dönem henüz Youtube, Spotify gibi dijital müzik dinleme platformlarının mevcut olmadığı ve müziğin radyo yayınları dışında ancak plâk, kaset, CD gibi fiziksel taşıyıcılar aracılığıyla dinlenebildiği bir dönemdi. Buna karşılık, öğrencilerin büyük bölümünün bu taşıyıcılara ayırabilecek maddi olanakları yoktu. Kütüphane içinde öğrencilere ödünç kaset ve CD verecek bir müzik birimi oluşturmak için, üyesi olduğum Kütüphane Komisyonu’ndan gerekli kararı çıkardıktan sonra kolları sıvamış ve Ali Çankaya İstatistik Odası içinde bir bölüm oluşturmuştum. İlk ziyaret ettiğim Yavuz Sabuncu ve Ömür Sezgin’den başlayarak, dostlarımızdan topladığım parasal bağışlar yanında aynî katkılarla da kaset, CD ve plâklardan oluşan epeyce geniş ve güzel bir arşiv ortaya çıkmıştı. Toplu bağışlar arasında, benim armağan ettiğim 12 plâklık bir Rus Melodiya klâsik müzik dizisi ile Mehmet Ali Ağaoğulları’nın armağan ettiği 12 CD’lik bir klâsik Türk musikisi seti de bulunuyordu. Yıllar içerisinde, arşivin özellikle kaset kısmı öğrenciler tarafından yoğun biçimde kullanıldı. Koleksiyon günümüzde, dijital çağda artık ihtiyaç duyulmadığı için kullanılmıyor olsa da büyük bölümü itibariyle kütüphanedeki eski yerinde varlığını sürdürüyor.  Son Söz Yerine Türkiye’nin sosyal bilimler alanındaki en zengin ve değerli kütüphanelerinden biri olan SBF Kütüphanesi’ni, meslek yaşamım boyunca özellikle eski yıllara ilişkin gazete-dergi-kitaplar itibariyle yoğun biçimde kullanma olanağı bulduğum için kendimi çok şanslı addediyorum. Bu zengin koleksiyonu özenle korumak Fakülte’nin geçmişine olduğu kadar, geleceğine karşı da büyük bir sorumluluktur. Kendisi de elektronik müziğin öncülerinden olan ve bu müziğin geleceğin müziği olacağına inanan ama bunun geleneksel besteleri modası geçmiş yapmayacağını düşünen 20. yüzyılın büyük bestecilerinden Edgard Varèse, "Bir yere ulaşmanın başka yolları var diye, atları öldürmüyoruz” demişti. Veri tabanı ve multimedya materyaller döneminde, klâsik kütüphanelerden vazgeçmek de gerekmiyor. Diğer taraftan, Üniversite ve Fakülte yönetimlerinin bu sorumluluğu hakkıyla yerine getirirken, kütüphaneyi yeni dönemin getirdiği olanaklar açısından da geliştirmeyi ihmal etmemelerini diliyorum. [*] Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Emekli Öğretim Üyesi. |