Bir Sosyal Olgu Olarak Yemek İnsanların yaşamlarını sürdürebilmeleri için beslenmeye, bunun için de vücutlarının ihtiyaç duyduğu gıda maddelerini yemeye ve içmeye ihtiyacı var. Ancak, yaşamak için yiyenler yanında, bunu bir zevk hâline getirip yemek için yaşayanlar, hatta yaşam tarzı hâline getiren gurmeler de var. Yemek yemenin bireysel boyutu yanında, sosyal yönü de önemli. Yemek yeme etkinliği tek başına yapılabileceği gibi, bir insan topluluğuyla da olabiliyor. Bu topluluk aile fertleri ve yakınlardan, arkadaşlardan ya da mesai arkadaşlarından oluşabiliyor. Bu durumda yemek etkinlikleri sosyal-insanî bir boyut da kazanıyor. İnsanların birbirlerini görme, birlikte olma, sohbet etme istekleri de yemeğe beslenme dışında önemli bir boyut katıyor. Resmî ya da özel, birçok kurumda verilen öğle yemekleri de kurum çalışanlarına mesaileri dışında sosyal bir ortamda birlikte olma olanağı sağlıyor, yemek bir yerde beslenmenin kendisi kadar önemli ve kurum yaşamının ayrılmaz ve anlamlı bir parçası hâline geliyor. Mülkiye Hocaları ve Cebeci Lokantaları Siyasal Bilgiler Fakültesi tarihinin benim de bir parçası olduğum dönemlerinde, yani asistan olarak göreve başladığım 1978 yılı sonrasında kurum çatısı altında yemek olanakları dönemden döneme değişim gösterdi. O yıllarda hocalar öğle yemeklerini, Fakülte yakınındaki özellikle Çığır, Necip Baba, Kebap 9 adlı lokantalarda yerlerdi; Çığır’da ev yemekleri, diğer ikisinde kebap-et yemekleri... Bir de Cumhuriyet Fırını’nın karşısındaki tarihî Bizim Köfteci’yi unutmamak lâzım tabii. Bunlardan Kebap 9 ve Bizim Köfteci günümüzde de varlığını sürdürüyor. Necip Baba, Cebeci Camii’ne çıkan sokağın başında artık kebapçı olarak değil, baklavacı-tatlıcı olarak faaliyet gösteriyor. Çığır kapanalı ise belki de 40 yılı geçmiştir. Bu lokantalar, hâfızamızda sadece yemekleriyle değil, insanlarıyla da yer etmiş durumda. Menüsünde "Kebapların acele edilmemesi sıhhi bakımdandır” yazan Necip Baba’yı yaşlı, pos bıyıklı Necip Baba ve garson Yahya ile, Çığır’ı şef Cihan ve garson Hayrettin’le de hatırlıyoruz. Bu lokantaların hepsine genellikle arkadaş grupları olarak birlikte gidilir ve doğallıkla yemeğin sosyal bir boyutu da olurdu. Fakülte’deki Yemek Olanakları 1970’li yılların sonunda öğretim üyeleri ve diğer personel için, Öğrenci İşleri Bürosu’nun altında ve şimdi Z kodlu sınıfların olduğu yerde vasat yemekler veren bir yemekhane varsa da birkaç sene sonra burası kapandı ve Fakülte bir süre yemekhanesiz kaldı. Bunu izleyen ve 1980’lerin ortasında başlayan dönem, Efdal Usta’nın ahçılığında yemekler açısından en iyi dönem oldu. Daha sonra sanıyorum 2017 yılına kadar da aynı mekânda üniversite tarafından merkezî olarak üretilen ortalama kalitedeki yemekler yendi. Bunun sonrasında yemekhane kapandı. Mülkiye’de Yemek Sohbetleri 1980’lerin ortalarından 2017’deki kapanışa kadar, bu yemekhane yemek yenmesi yanında, öğlen saatlerinde Mektep hocalarının bir araya geldiği ve sohbet ettiği bir mekândı da. Aslında, resmî adı Meray Odası, gayri resmî adı Çançan olan ve genellikle yemek sonrası oturulan odayla birlikte, öğretim üyelerinin iki sohbet mekânından biriydi demek daha doğru olur. Yemekhanede çok sayıda masa olmakla birlikte, herkes genellikle alışık olduğu aynı masaya oturmayı tercih ederdi. Öğretim üyeleri genellikle her birinde 8-10 kişinin oturabildiği iki büyük masada yoğunlaşırlardı. Yan yana olan bu iki masadan birinde ağırlıklı olarak daha kıdemli öğretim üyeleri otururken, diğer masa daha çok asistan-yardımcı doçent genç arkadaşların oturduğu bir yerdi. Memur arkadaşlar başka masalarda birlikte oturmayı tercih ederlerdi. Masalarda uzun sohbetler de olmakla birlikte sürekli kalkanlar ve oturanlar olduğu için, bir yemek saatinde örneğin 20 kişiyle aynı masada yemek yemiş olabilirdiniz. Tabii Fakülte’nin tüm hocaları yemekhanede yemek yemezdi. Hiç gelmeyenler olduğu gibi, ara sıra uğrayanlar da olurdu. Cevat Geray, Korkut Boratav, Taner Timur yemeğe aralıklı olarak gelen hocalarımız arasındaydı. Öğretim üyeleri masasında başta Ömür Sezgin ve Yavuz Sabuncu olmak üzere, Sina Akşin, Çelik Aruoba, Ergun Türkcan, Orhan Türkay, Şafak Erel, Oğuz Onaran, Ercan Uygur, Mehmet Ali Ağaoğulları en çok birlikte olduğumuz hocalardan bazılarıydı. Bu sohbetler Fakülte ile ilgili gündelik ya da genel eğitsel, yönetsel ve akademik sorunlardan güncel yurt ve dünya sorunlarına kadar uzanıyordu. Siyaset, spor, kültür, sanat konuşulan konular arasındaydı. Fakültenin özellikle bazı hocalarının kendi meslekî alanları dışındaki ilgilerinin ve bilgi birikimlerinin genişliği, bu konuşmaların da geniş bir zeminde yapılması sonucunu doğuruyordu. Oğuz Onaran’la en çok müzik aktüalitesi, Ergun Türkcan’la en çok Mahler ve Bruckner senfonileri konuşurduk. Öğretim üyelerinin hayata bakışında doğallıkla farklılıklar olmakla birlikte, bu sohbetlerin nezaket sınırları dışına çıktığına hiç şahit olmadım. Bu sohbetlerde diğer konular yanında, akademik konular da bolca konuşulur ve bazen bunların akademik-eğitsel çıktıları da olurdu. Örneğin 1990’lı yılların sonunda Sina Akşin Hoca’mızla Türkiye’de tek parti dönemi üzerine yaptığımız yemek sohbetleri, benim bu dönemdeki çalışma ilişkilerini konu alan bir kitap yazma düşüncemi teşvik etmiş olması yanında, Kamu Yönetimi Bölümü’nde ortak bir lisansüstü dersi olarak yürütülen "Türkiye’de 1930’lu Yıllar”a hoca olarak katılmama da vesile olmuştu. Gene 90’ların sonunda ya da 2000’lerin başında bir yemekte de Taner Timur Hoca ve Mehmet Ali Ağaoğulları ile birlikte Kemalizm’in Marksizm’le uzlaşıp uzlaşamayacağı üzerine bir sohbetimiz olduğunu ve böyle bir uzlaşmanın mümkün olamayacağını savunduğumu hatırlıyorum. Akademik konulara ilişkin bu örnekler rahatlıkla çoğaltılabilir. Düşünsenize, yıllar boyunca o ortamı teneffüs ediyor, Korkut Hoca’yla, Bilsay Hoca’yla, Taner Hoca’yla ve diğerleriyle aynı masada yemek yiyip sohbet ediyor, onların düşüncelerine ve yaşam deneyimlerine ortak oluyorsunuz; bu hocaların hepsi sizin akademik ve insanî gelişiminizi etkiliyor. Zamanede böyle bir şeyi hayal etmek dahi imkânsız, ne böyle hocalar ne de böyle bir ortam var artık. Geçmişe ve Geleceğe Bakmak Geçmişe baktığımda, yaşamımın 41 yılını çatısı altında geçirdiğim Fakülte’ye ilişkin olarak en çok özlediğim şeylerden biri, bu yemek sohbetleri ile bu sohbetlere katılan hocalarımız oluyor. Bu hocalarımızdan artık aramızda olmayanları sevgiyle, saygıyla anıyor, huzur içinde uyumalarını diliyorum. Gönül arzu eder ki sevgili Mektep’imiz gelecekte de bu kadar güzel insanlara ve yemek sohbetlerine tanıklık etsin… [*] Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Emekli Öğretim Üyesi. |