| Son günlerde Türkiye’de yaşanan olaylar, ülkemizin geleceği açısından endişe verici ve gitgide korkutucu bir boyut kazanmıştır. Bunun temelinde OHAL KHK’lerinin öz amaçlarını aşarak tüm muhalif unsurları sindirme aracı haline getirilmesi yatmaktadır. Ne yazık ki, Anayasa Mahkemesi de son kararı ile böyle bir aracın oluşmasına katkıda bulunmuştur. Oysa Anayasa Mahkemesi, yıllardır süregelen içtihadı ile, OHAL KHK’lerinin öz amacını aşmasını engellemişti. Şimdi ise aynı Mahkeme, bu kararnamelerle, Anayasa’nın sağladığı yetkilerin dışına çıkılarak, temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilmesine, insanların bu yoldan korkuyla sindirilmesine adeta seyirci kalıyor. Öte yandan temel görevleri üniversite özerkliğini korumak olan kimi rektörler, bu görevlerini unutarak yeni kararnamelere malzeme taşıyorlar. Danıştay’ın ünlü İçtihatları Birleştirme kararı ile artık tarihe karışmış olan ve Sıkıyönetim Kanunu’nda bile izi kalmayan uygulamaların çok daha vahimi, günümüzün OHAL KHK’leri ile yeniden canlandırılmış durumdadır. İnsanların görevlerine son verilmekle yetinilmiyor; adeta katmerli bir ceza uygulanarak pasaportları iptal ediliyor, anayasal hakları olan sosyal güvenceleri kırpılıyor, görevlerine son verilenlerin başka iş bulma imkânları ellerinden alınıyor, özel sektörde iş bulanların dahi SGK girişleri engellenerek insanlar adeta sivil ölüme mahkûm ediliyor. Barolara kayıt yaptırabilecek olanların bu imkânlarına bile müdahale ediliyor. Bu nasıl bir kindir? Bu nasıl bir din anlayışıdır? Hangi din buna cevaz verebilir? Üniversitelerin içinin boşaltılması, yalnızca üniversite mensuplarının çalışma hakları ve akademik özgürlükleriyle ilgili bir konu değildir. Daha da vahimi öğrencilerin eleştirel, özgür ve nitelikli öğrenim hakkından, bağımsız düşünme yeteneğinden yoksun bırakılmalarıdır. Bugün Türkiye’de OHAL KHK’si çıkarılabilmesinin sebebi, 15 Temmuz Darbe Girişimi’nden sonra ilan edilen olağanüstü hâldir. OHAL KHK’leri ekindeki listeleri hazırlayanların, kendilerine şu soruyu sormaları gerekir: "İsmini listeye eklediğim bu kişinin, 15 Temmuz Darbe Girişimi’yle veya bu girişimin arkasındaki FETÖ ile ilgisi var mı?”
Bu soruya olumlu cevap verilebilse bile, bunlarla ilgili olarak alınacak tedbirlerin olağanüstü halin gerektirdiği ölçü ve sınırlar içinde kalması gerekir. Onların temel insan haklarına dahi özen göstermek, insan onuruna duyulması gereken saygının gereğidir. Üniversite bünyesinde gerçekleştirilen son ihraçların ise 15 Temmuz Darbe Girişimi’yle veya bu girişimin arkasındaki FETÖ ile hiçbir ilgisi yoktur. Anayasa Hukukçularından örnek vermek gerekirse, Marmara Üniversitesi’nden Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu’nun, Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden Doç. Dr. Murat Sevinç ile Dr. Dinçer Demirkent’in, Yıldız Teknik Üniversitesi’nden Dr. Ece Öztan’ın "Fetullahçı Terör Örgütü”ne veya herhangi bir terör örgütüne "üyeliği, mensubiyeti ve iltisakı yahut bunlarla irtibatı” olduğu iddiası gülünç, acıklı ve inandırıcılıktan yoksun bir iddiadır. Başta Siyasal Bilgiler Fakültesi (Mülkiye) olmak üzere, Mülkiye’yi kendisine örnek alarak kurulmuş bulunan YTÜ İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nin ve diğer tüm üniversitelerimizin yılların emek ve birikimi ile yetiştirdiği öğretim üyelerine uygulanan bu işlemler, bir ülkenin yüksek öğrenimine verilebilecek en büyük zarardır. Bu yanlış yoldan bir an önce dönülmesi en içten dileğimizdir. Biz aşağıda imzası bulunanlar, bu görüşlere katılmayı yürekten isteyen yüzlerce öğretim üyesinin aynı yanlış uygulamalara kurban edilmesini istemediğimiz için, onların imzalarına yer vermiyoruz ve -varsa- tüm sorumluluğu üzerimize alıyoruz. 9 Şubat 2017 Prof. Dr. Cem Eroğul Prof. Dr. Erdoğan Teziç Prof. Dr. Fazıl Sağlam Prof. Dr. Kemal Gözler Prof. Dr. Naz Çavuşoğlu Prof. Dr. Rona Aybay Prof. Dr. Ülkü Azrak [*] Diplomasi Şubesi, 1964. |