| 1982 tarihli Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 34. maddesi, herkesin, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahip olduğuna ve bu hakkın kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usullerin kanunda gösterildiğine hükmeder. Dolayısıyla, Anayasa toplantı düzenleme hakkının izne tabi bir hak olmadığını açıkça belirtir. Ancak, Anayasa’nın, hakkın kullanımını düzenleyen yasa olarak işaret ettiği, 1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası,[1] hakkın kullanımını detaylı şekil şartlarına bağlamıştır. Başka bir deyişle, Anayasa’nın verdiği hakkı yasa kısmen geri almaktadır. Yasa, toplantı düzenlemek isteyenlere, toplantı öncesinde (tertip komitesinin ve toplantı planının detaylı bilgilerini içeren) yazılı bildirim yapma zorunluluğu getirmekte; mülki idare amirlerine ise, toplantının yerini, zamanını belirleme, toplantıları, yasaklama, erteleme ve dağıtma yetkileri vermektedir. Her ne kadar Anayasa ve ilgili yasa, toplantı hakkının kullanılmasında izin değil, bildirim usulünün geçerli olduğunu belirtse de yasanın idareye tanıdığı, keyfî denecek ölçüde geniş takdir yetkisi idarenin fiilen bir izin sistemi işletmesine olanak sağlamaktadır. Yasa, bir toplantının kanuna aykırı toplantı sayılabilmesi için çok sayıda gerekçe sunmaktadır. En sık kullanılanlardan bazıları, bildirim koşulunun yerine getirilmediği, valilikten ‘izin’ alınmadığı veya toplantının valiliğinin belirlediği toplantı yerleri dışında yapıldığı gibi gerekçelerdir. 1980’lerden günümüze, sayısız toplantı, gösteri, eylem ve protesto girişimi, 2911 sayılı yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle yasaklanmış ve/veya polis tarafından güç kullanılarak dağıtılmıştır. 2911 sayılı yasanın mülki idare amirlerine verdiği keyfilikle sonuçlanabilen yetkiler, toplantıların soyut gerekçelerle yasaklanmasına ya da ertelenmesine olanak tanımıştır. Temel bir insan hakkı olan toplanma hakkı, güvenlik riski gibi önemli ama varsayımlara dayandırılabilecek gerekçelerle alınan idari kararlarla askıya alınabilmiştir. Mevcut toplantı ve gösteri yürüyüşleri rejimi, toplanma hakkının kullanımını hukuki güvence altına almamaktadır. 1 Mayıs mitinglerinin yasaklandığı çok sayıda örnek, 2911 sayılı yasanın, toplanma hakkını güvenceye almaktan çok, hakkın sınırlanmasını ya da kullanımının zorlaştırılmasını sağlamak amacıyla yapıldığı tezini destekler niteliktedir. 2911 sayılı yasa, 12 Eylül Darbesi’nin ardından darbe yönetimi tarafından yapılmış otoriter bir yasadır. Darbe yönetiminin izlerini taşıyan yasanın hem yapılışındaki hem de uygulanışındaki mantık, toplanma hakkını güvence altına almaktan çok zapturapt altına almaya dayanmaktadır. 2911 sayılı yasa ve bu yasaya dayanan idari ve polisiye pratiklerden oluşan mevcut toplantı ve gösteri yürüyüşleri rejimi, devlete/hükümete yönelik protesto niteliğindeki toplantıların yasaklanmasını, sınırlandırılmasını, engellenmesini ve dağıtılmasını olanaklı kılan bir ihlal rejimi olarak işlemektedir. Türkiye’de toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin yönetiminde geçerli olan baskın rasyonalitenin, temel hak ve özgürlüklerin korunmasını değil, düzen ve otoritenin korunmasına esas alan otoriter bir yönetimi hedeflemesi, barışçıl toplanma hakkına yönelik yeni ihlallerin doğmasına yol açmaktadır. [*] Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi, 2008. [1] TC Cumhurbaşkanlığı Mevzuat Bilgi Sistemi (2023) "2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası”, https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=2911&MevzuatTur=1&MevzuatTertip=5, [Erişim Tarihi, Eylül 2025]. |