2024 yılı itibarıyla, sayıları azalmakla birlikte, dünyada %90’ı ABD ve Rusya’da olmak üzere 12 bin nükleer silah bulunmaktadır.[1] Nükleer silahları tamamen yasaklayan bir antlaşma 2017’ye dek bulunmamaktaydı. Bu amaçla yapılan Nükleer Silahların Yasaklanması Antlaşması’na nükleer silahlara sahip devletler taraf olmamıştır. Nükleer silahlara ilişkin düzenlenmeler, nükleer silahların yayılmalarının önlenmesi amacına yönelik olmuştur. 1968 Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) ana düzenlemeyi oluşturmaktadır. Bu antlaşmayla nükleer silaha sahip olan devletler için tekel oluşturulmuş, diğer devletlerin ise hiçbir zaman nükleer silaha sahip olmayacağı kararlaştırılmıştır. Antlaşma 1995’te süresiz olarak uzatılmıştır. 1968’de nükleer devletler ABD, Sovyetler Birliği, Birleşik Krallık, Fransa ve Çin’di. Daha sonra Hindistan, Pakistan ve Kuzey Kore nükleer silahlara sahip olduklarını açıklamıştır. İsrail’in de nükleer silah sahibi olduğu düşünülmektedir. Nükleer silahların yayılmasının önlenmesi rejiminin parçası olarak 1963 ve 1996’da nükleer denemeleri yasaklayan iki sözleşme yapılmıştır. Nükleer-silahlardan-arındırılmış bölgeler 1975’te BM Genel Kurulu tarafından tanımlanmış, bu bölgeler Antarktika, Latin Amerika ve Karayipler, Güney Pasifik, Güneydoğu Asya, Afrika ve Orta Asya olarak belirlenmiştir. Nükleer silaha sahip devletler, bunlara sahip olmayan devletlerin böyle kalmaları için çaba harcarken, kendileri bu silahları yok etmeye yanaşmamışlardır. Bunun nedeni, 1968’den sonraki 20 yıl içinde 25-30 nükleer devlet olacağı tahmininin gerçekleşmemesi, mevcut beş nükleer devlete sadece dört yeni devletin katılması olabilir. Nükleer silahların yayılmalarının önlenmesi çabaları bu kadar başarılı olmuşken, nükleer güce sahip devletlerin bu silahlardan vazgeçmesi için yeterince güçlü bir gerekçe bulunmamaktadır. Beklendiği gibi fazla sayıda yeni nükleer devlet olsaydı, bunun getirdiği riskler nedeniyle tamamen ortadan kaldırma talepleri daha etkili olabilirdi. Ancak bu olmayınca mevcut nükleer devletler ortadan kaldırma taleplerine kulaklarını rahatça tıkayabildiler. Böylece, nükleer silahlara sahip devletler nükleer silahların yok edilmesini değil kontrolünü tercih ettiler. Diğer devletler, tamamen yasaklama konusunda bu devletleri ikna edemediler. Sovyet bloğunun dağılmasından sonra, 1994’te ABD, Rusya Federasyonu ve Birleşik Krallık’ın, Belarus, Ukrayna ve Kazakistan’a, kendilerine karşı askeri güç ve ekonomik zorlama uygulamama sözü vermeleri karşılığında, bu ülkelerde bulunan tüm nükleer Sovyet silahları çekildi ve bu ülkeler NPT’ye taraf oldular. ABD ve Sovyetler Birliği ve ardılı Rusya Federasyonu, 1972 SALT I Anlaşması, 1972 Anti Balistik Füze (ABM) Antlaşması, 1979 SALT II Anlaşması, 1987 Orta Menzilli Nükleer Güçler (INF) Antlaşması, 1991 Stratejik Saldırı Silahlarının Azaltılması ve Sınırlandırılması Antlaşması (START I) gibi ikili anlaşmalarla bu silahları çeşitli biçimlerde sınırlandırdılar. Ancak bu antlaşmalar, iki devlet arasındaki siyasi rekabetin daha ılımlı olduğu dönemlerde görüşülüp uygulamaya koyulurken, bu ilişkiler bozulduğunda kolayca ortadan kaldırılabildiler. 2009’da sona eren 1991 START I ile birlikte ABD ve Rusya nükleer güçlerini önemli ölçüde azalttılar. 2002’de ABD ABM Antlaşması’ndan çekildi. Sebep olarak, bu antlaşmanın ABD’nin teröristlerden ya da haydut devletlerden gelebilecek saldırılara karşı kullanabileceği sistemleri geliştirmesini engellediğini gösterdi. Rusya da bir gün sonra henüz yürürlüğe girmemiş olan START II’den çekildi. Dünya Sağlık Örgütü bir süredir kendi genel kurulunda tartıştığı "bir savaş ya da silahlı çatışma sırasında devletlerin nükleer silah kullanmasının uluslararası hukuka göre yükümlülüklerinin ihlali olup olmadığı” sorusunu 1993’te Uluslararası Adalet Divanı’na (UAD) danışma görüşü talebiyle sormuştu. Ancak UAD bu konunun örgütün çalışma alanıyla ilgili olmadığı gerekçesiyle soruya yanıt vermemişti. Bunun üzerine konunun getirildiği Genel Kurul soruyu değiştirerek "nükleer silah kullanılmasına ya da kullanılması tehdidine uluslararası hukukta herhangi bir durumda izin verilip verilmediği” biçiminde yeniden sordu. Biyolojik ve kimyasal silahları yasaklayan özel antlaşmalar varken nükleer silahlar için o tarihte böyle bir antlaşma olmadığından, ki 2017’de yapılan sözleşmeye nükleer silah sahibi devletler taraf olmamıştır, yanıt önemlidir. Divan nükleer silah kullanılmasının ya da kullanma tehdidinde bulunulmasının hukuka aykırı olduğunu ama bir devlet yaşamsal tehlike içindeyse, meşru savunmanın en aşırı durumlarında nükleer silah kullanılmasının hukuka aykırı olup olmayacağı konusunda kesin karar veremeyeceğini belirtti. * Uluslararası İlişkiler, 1987. [1] Arms Control Association (2025) "Nuclear Weapons: Who Has What at a Glance”, https://www.armscontrol.org/factsheets/nuclear-weapons-who-has-what-glance#:~:text=The%20world's%20nuclear%2Darmed%20states,nuclear%20weapons%20by%20the%20NPT, [Erişim Tarihi, Mart 2025]. |