Vicdani ret, kişinin ahlaki, etik, politik, psikolojik, ekonomik veya dini inançlara dayalı yasal, kültürel veya toplumsal yükümlülüklere uymayı reddetmesi anlamına gelir. Genellikle zorunlu askerlik hizmetine karşı çıkmakla ilişkilendirilse de kavram, başta eğitim ve sağlık olmak üzere diğer kamusal hizmetleri de kapsayıp kurumsal otorite ve toplumsal normlara yönelik reddi aşan bir eleştirellik barındırır.[1] Vicdani ret ile sivil itaatsizlik arasındaki ayrım uzun zamandır yoğun felsefi tartışmalara konudur. John Rawls, vicdani ret kavramını, bireysel ahlaki veya dini inançlara dayanan, öncelikli olarak kişisel bir eylem olarak çerçevelemiş ve bunu, adaletsiz yasalara karşı kamusal, politik bir meydan okuma olarak nitelendirdiği sivil itaatsizlikle karşılaştırmıştır.[2] Joseph Raz ise bu itiraz biçimleri arasındaki akışkanlığı vurgulayarak, vicdani reddin geleneksel sınırlarını aşabileceğini ve daha kapsamlı adalet meselelerine ilişkin olabileceğini savunur.[3] Ancak Hannah Arendt, vicdani reddi temelde apolitik kabul ederek farklı bir bakış açısı sunar. Arendt’e göre, vicdani retçiler siyasi sistemlere meydan okumak veya onları dönüştürmek yerine kişisel ahlaki tutarlılıklarını korumak için hareket ederler.[4] Vicdana dayalı bireysel retler ile kamusal, politik ve doğası gereği demokratik sürece bağlı olan kolektif sivil itaatsizlik eylemleri arasında ayrım yapan Arendt, sivil itaatsizliğin bireylerin kişisel inançlarının otoriteye karşı kolektif bir muhalefet oluşturmak üzere hizalanmasıyla ortaya çıktığını iddia eder. Bu birleşme, izole edilmiş itirazları koordine, politik bir meydan okumaya dönüştürürken, vicdani ret geleneksel politik çerçevelerin dışında işleyen bireysel ahlaka dayalı bir direniş biçimi olmaya devam eder.[5] Türkiye’de vicdani ret, zorunlu askerliği reddeden ve militarizmi egemenlik ve eşitsizliği sürdüren bir sistem olarak eleştiren Tayfun Gönül’ün manifestosuyla 1990’da kamusal alanda görünür oldu.[6] 2000’li yıllarda kadınlar ve LGBTQ+ bireyler tarafından dile getirilen vicdani ret açıklamaları dâhil olmak üzere sonraki bildiriler, müesses nizamın militarist, milliyetçi, cinsiyetçi, antropomorfik ve heteronormatif yönlerine meydan okuyarak hareketin kapsamını genişletti.[7] Bu direniş eylemleri, vicdani reddi daha geniş mücadele alanları içine yerleştirdi. Düşünce ve vicdan özgürlüğünün anayasal garantilerine rağmen, vicdani ret Türk hukukunda tanınmamaktadır. Bu yasal boşluk, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde açılan davalarda belgelendiği gibi önemli hak ihlallerine yol açmıştır.[8] Vicdani Ret Derneği ya da Vicdani Ret İzleme gibi savunuculuk kuruluşları, vicdani reddin hem kişisel hem de siyasi bir eylem olduğunu vurgulayarak yasal tanınma yönünde çalışmaya devam ediyor. Vicdani ret, modern devletin birey üzerinde kurduğu disiplin ve kontrol mekanizmalarına yönelik bir meydan okumadır. Yalnızca askerlik hizmetinin reddi olarak görülmemesi gereken bu pratik, bireyin, iktidarın dayattığı normlara karşı direnişinin somut bir ifadesidir. Bu bağlamda, vicdani ret, devletin güç ilişkilerini yeniden üretme biçimlerini görünür kılarken, vatandaşlık, itaat ve otorite gibi temel kavramları sorgulayan bir siyasal eleştiri aracı haline gelir.[9] [¨] Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi, 2020. [1] Raz, J. (2009) The Authority of Law: Essays on Law and Morality, Oxford: Oxford University Press, s. 262-289. [2] Rawls, J. (1999) A Theory of Justice, Cambridge: The Belknap Press of Harvard University Press, s. 319-346. [3] Raz, a.g.e., s. 262-289. [4] Arendt, H. (1972) Crises of the Republic, New York: Harcourt Brace & Company, s. 51-102. [5] Arendt, aynı yerde. [6] Gönül, T. (1990) Zorunlu Askerliğe Hayır. Sokak, 7-13 Ocak, s. 6. [7] Altınay, A. (2008) "Künye Bellemeyen Kezbanlar: Kadın Redçiler Neyi Reddediyorlar?” Ö. H. Çınar ve C. Üsterci (Ed.), Çarklardaki Kum: Vicdani Ret Düşünsel Kaynaklar ve Deneyimler, İstanbul: İletişim Yayınları içinde, s. 113-133. [8] Valero, M. J. (2022) "Freedom of Conscience of Healthcare Professionals and Conscient |