logo kısmı

Mülkiye: 1936-1964 - İsmail Beşikçi

1958-1962 yılları arasında Mülkiye’de okudum. Bu yıllarda Mülkiye’nin en önemli özelliği fakültenin ana binasına bitişik öğrenci yurdu olmasıdır. Bugün derslik olarak kullanılan bölüm o yıllarda yurt idi. Bu yurtta sadece Mülkiyeli öğrenciler kalırdı. Ayrıca sadece erkek öğrenciler kalırdı. Kanımca taşradan gelen öğrencilerin %90’ı bu yurtta kalıyordu. 1964’te, fakültenin arkasında yer alan Cumhuriyet Yurdu faaliyete geçinceye kadar bu yurt kullanıldı.

 

Her biri 100-120 kapasiteli olan dört büyük koğuş vardı. Koğuşlarda çift katlı ranza yoktu. Ranzalar tek katlıydı. Yurt ve ana bina arasında kapı vardı. Kapı 24 saat açık olurdu. Akşam olunca, herkes yurt ve derslikler arasında minderiyle dolaşırdı.

 

O dönemde fakülteye girişte üç kapı vardı. Ana giriş kapısı daha çok hocalar tarafından kullanılırdı. Fakültenin arka bahçesindeki giriş kapısını daha çok öğrenciler kullanırdı. Yeni Acun Sokak’taki giriş kapısından doğrudan yurt bölümüne girilirdi. Oradan fakülte ile ana bina arasındaki kapıdan fakülteye geçilirdi.

 

Birinci sınıfların koğuşu, Yeni Acun Sokak’tan yurda giriş bölümündeydi. İkinci, üçüncü ve dördüncü sınıfların koğuşları üst kattaydı.

 

İkinci sınıfların koğuşu bir tarafı Cemal Gürsel Caddesi’ne, bir tarafı Yeni Acun Sokak’a bir tarafı da fakültenin ön bahçesine bakıyordu. İkinci sınıfların koğuşunun önünde teras da vardı. Teras Cemal Gürsel Caddesi’ne bakardı. Üçüncü sınıfların koğuşunun pencereleri Yeni Acun Sokak’a bakıyordu. Dördüncü sınıfların koğuşu fakültenin arka bahçesine bakıyordu.

 

Her koğuşun lavabosu ve tuvaleti ayrıydı. On kadar lavabo on kadar da kabin vardı. Dördüncü sınıfların koğuşu ve lavabosu arasında küçük bir mescit vardı. Buraya giren çıkan pek olmazdı ama bizim sınıftan bir arkadaş hep burada ders çalışırdı. Burası elektrikle aydınlatılırdı. Penceresi yoktu.

 

Bu bölümde bütün yatılı öğrencilerin birer elbise dolabı vardı. Bu dolaba başka araç gereçler de koyulabilirdi. Dolabın anahtarı her zaman öğrencilerde olurdu.

 

Yurt ücreti ilk iki yıl 15 lira idi. 1962’de 20 liraya yükseltilmişti.

 

Günümüzde Aziz Köklü Salonu olarak anılan derslik o zaman kantindi. Kantinin altında yemekhane vardı. Yemekhanede öğle ve akşam yemekleri verilirdi. Yemekler 60-70-80 kuruştu.

 

Yurtta, girişin altında banyo vardı. Banyo her sabah çalışırdı. Banyoda birbirinden bağımsız kabinler vardı. Yirmi kişi aynı anda yıkanabilirdi.

 

Sanıyorum 1936-1964 yılları arasında fakültenin fiziki durumu böyleydi. 1936’nın Mülkiye’nin İstanbul’dan Ankara’ya taşındığı yıl olduğu bilinmektedir. Sözü edilen dönemde, Mülkiye kendi yaptığı sınavla 150-180 civarında öğrenci alıyordu. Sınavı kazanan ilk 40 öğrenciye de burs veriliyordu. 20 İçişleri Bakanlığı bursu, 20 Maliye Bakanlığı bursu. Ben de dört yıl İçişleri Bakanlığı bursu ile okumuştum.

 

Yatakhane ve derslik arasındaki sıkı bağı göstermek için bir anımı dile getirmeyi gerekli görüyorum. Anlatıma konu olan bu dönemde cumartesi günleri de ders olurdu. Cumartesi günleri sadece öğleden önceleri ders olurdu. Bir gün 6-7 arkadaş kantinde bir masanın etrafında sohbet ediyorduk. Saat on civarıydı. Birdenbire elinde sopa, dekan Prof. Bedri Gürsoy göründü. Yanında fakülte sekreteri ve daha birkaç görevli vardı. Dekan Prof. Bedri Gürsoy bizim oturduğumuz masaya doğru geldi. Herkese kim olduğunu, hangi sınıfta olduğunu soruyordu. Sekreter elindeki ders programından söylenenleri kontrol ediyordu. Bedri Bey, ilgili arkadaşa, "Senin bu saatte derste olman gerekir” diyerek, onu azarlayarak derse yönlendiriyordu. Sıra bana geldi. "Benim bu saatte dersim yok” dedim. Fakülte sekreteri elindeki ders programını inceleyerek benim doğru söylediğimi dile getirdi. Dekan Bedri Gürsoy, dekanlığı döneminde (1961-1962) elinde sopa sık sık koğuşlara baskın yapar, uyuyanları uyandırır, dershaneye yönlendirirdi.

 

***

Sözü edilen dönemde ilk iki sınıf müşterekti. Üçüncü sınıfta şubelere ayrılmak söz konusuydu: İdari Şube, İktisat ve Maliye Şubesi, Dış Münasebetler Şubesi. Öğrenciler istedikleri şubeyi seçerdi. Dış Münasebetler Şubesi’ni seçen öğrenciler için yabancı dil sınavı da vardı.

 

Derslikler ana binanın ikinci katındaydı. Sütunlu salonda, ortadaki merdivenlerden ilk kata çıktığınız zaman merdiven başında İskân ve Şehircilik Enstitüsü yer alıyordu. Oradan ikinci kata çıktığınız zaman merdiven başında İdari Bilimler Enstitüsü vardı. Koridorun öbür tarafında da Dış Münasebetler Enstitüsü vardı.

 

İdari Bilimler Enstitüsü’nden sonra sağda ikinci sınıf salonu ondan sonra da İktisat ve Maliye III dershanesi yer alıyordu. Ondan sonra, yine koridorun bu tarafında Dış Münasebetler III, Dış Münasebetler IV sınıfları vardı. Bu dört derslik Fakülte’nin ön bahçesine bakıyordu. 1960’ta 27 Mayıs’tan önce 28 Nisan olayları sırasında fakülteye sıkılan kurşunlar ikinci sınıf dershanesinin ve İktisat ve Maliye III dershanesinin camlarını kırmış tavanda, duvarlarda yaralar açmıştı. Bu kurşun izleri bir yıl kadar öyle kaldı. Daha sonra kapatıldı. O dönemde dekan, Prof. Fehmi Yavuz’du.

 

Oradan dönüp ilerlediğinizde sağda İktisat ve Maliye IV sınıfı vardı. Ondan sonra birinci sınıf ondan sonra da İdari Şube III, İdari Şube IV sınıfları birbirini takip ediyordu. Bu dört dersliğin pencereleri de fakültenin arka bahçesine bakıyordu. İktisat ve Maliye Enstitüsü birinci katta dekanlığın yanındaydı.

 

Kütüphane üç katlıydı. Sütunlu salon, ciltli gazetelerin bulunduğu bodrum katı. Üçüncü katın kapısı dekanlık tarafındaydı.

 

O dönemde hocalar için ayrı ayrı odalar yoktu. Enstitülerde ortada büyükçe bir masa vardı. Hocalar bu masaların etrafında otururlardı. Bir ara İdari Bilimler Enstitüsü’nde, Prof. Dr. Tahsin Bekir Balta ve Prof. Dr. Yavuz Abadan için perdelerle ayrılmış çok küçük bölümler görmüştüm.


Dershanelerin bulunduğu bu katta koridorun her iki tarafında da küçük dolaplar vardı. Yatılı olsun olmasın her öğrencinin bir dolabı vardı. Bu dolaplara kitap, defter vs. koyulabilirdi. Bazı kız öğrenciler bu dolaplara ayakkabılarını koyarlardı. Bu dolapların anahtarları da her zaman öğrencilerde olurdu. İnek Bayramı döneminde minder kavgası, akşam bu koridorda olurdu.

 

Ana binadan yurt tarafına geçilirken, sağda konferans salonu yer alıyordu. Kanımca, fakültede yapılan iç tadilat sırasında esas yapısını koruyan sadece bu kesimdir. Bildiğim kadarıyla, bu kesimde bir tadilat yapılmamıştır. Yurt ve fakülte arasındaki kapı da o günkü gibi varlığını korumaktadır.

 

***

Hocaların sesleri kulaklarımdadır. Görüntüleri gözlerimin önündedir. Seha Meray Hoca’nın sınıfa girişi, zıplayarak kürsüye çıkışını, dersten sonra yorgun bir şekilde sınıftan çıkışını her zaman hatırlarım. Nermin Abadan-Unat Hoca elinde ders notları dağınık bir şekilde sınıfa girerdi. Ders notlarını savurarak kürsüye çıkardı. Yavuz Abadan Hoca cüsseliydi. Derste Hugo Grotius, Hans Kelsen gibi isimler geçtiğinde bunları tahtaya yazardı. Ama yazısı çok ufaktı. Tahsin Bekir Balta Hoca’nın "dövlet” deyişi her zaman kulaklarımdadır… Bütün hocalarımızı sevgiyle anıyorum.

 

 

[¨] İdari Şube, 1962.

Untitled
* Yazıların içeriğinden ve kaynakların doğruluğundan yazarlar sorumludur.
** Mülkiye Sözlük Yürütme Kurulu, internet sitesini oluşturan IKON-X Bilişim Kolektifine, Mülkiye Sözlük logosunu hazırlayan Mineral Ajans'a ve işitsel içeriği oluşturan sayın Çiğdem Gönen’e içtenlikle teşekkür eder.