Eski Yunanca kosmos (dünya, evren) ve polites (yurttaş) sözcüklerinin birleşmesinden oluşan kosmopolites sözcüğü, ilk elde kolaylıkla anlaşılacağı gibi, dünya yurttaşı olma durumunu veya dünya yurttaşlığını temel alan bir etik-politik projeyi anlatır. İlk kez MÖ 4.-5. yüzyıllar civarında Sinoplu Diogenes tarafından kullanıldığı bilinen bu kavram, zamanla bir –izm’e dönüşerek neredeyse 2500 yıldan bu yana ahlâktan ekonomiye, kültürel çalışmalardan antropolojiye, karşılaştırmalı edebiyattan politikaya uzanan bir yelpazede çeşitli boyutlarıyla tartışılıyor. Hangi tarihsel ve düşünsel bağlamda tartışılırsa tartışılsın, kozmopolitanizmin ait olunan topluluk karşısında mesafe almayı ve eleştirel bir zeminde insan olmak bakımından ortaya çıkan haklar ve sorumluluklar konusunda düşünmeyi önerdiğine şüphe yok. Bu bakımdan kozmopolitanizm, hem sahip olduğumuz yurttaşlık ve topluluk bağlarını sorgulamaya açan mekânsal bir içeriğe hem de dünya karşısındaki sorumluluklarımızı anımsatmak suretiyle geleceği kurma etkinliğimize rehberlik eden zamansal bir içeriğe sahiptir. Kozmopolitanizm tartışmalarında ortaya çıkan sınırsız çeşitlilikteki yaklaşımlar konusunda genel ve açıklayıcı nitelikte bir sınıflama yapmak mümkün. Literatürü oluşturan çalışmaların birbiriyle ilişkili olsalar da odak, kapsam ve işaret edilen ufuk bakımından birbirinden ayrılan üç ana yoldan ilerlediğini kabul edebiliriz. Bu yollardan ilk ve kurucu nitelikte olanı "ahlâkî kozmopolitanizm”, temelde üç normatif yargı üzerinde yükselir: ahlâkî kaygıların ölçeğini devlet ve topluluk yerine birey olarak saptamak; bu ahlâkî kaygıların dünyadaki her birey için eşit bir geçerliliği olduğunu savunmak; her bir bireyin sözcüğün anlamında içerilen dünya yurttaşlığı statüsü gereği ahlâkî olarak birbiriyle eşit değerde olduğunu ortaya koymak.[1] Düşünme hattının zemininde bulunan normatif ahlâkî ilkelere odaklanan "ahlâkî kozmopolitanizm”, kavramın çeşitlenen boyutlarına ilişkin devam etmekte olan tartışmanın temellerini atması ve tüm insanların değer bakımından eşitliğini savunması ile literatürü kurucu bir nitelik taşır. Eşitlik vurgusunu kabul etmekle birlikte, bunun kültürel çeşitliliği ve çoğulluğu ortadan kaldırmaması gerektiğini vurgulayan "kültürel kozmopolitanizm” ise kültürlerin sürekli olarak değişmekte olduğu kabulünden hareketle haklar ile kültürel aidiyet arasında paralellik kuran bakış açılarına karşı çıkarak çeşitli kültürel karşılaşmaların yarattığı melezleşme süreçlerinin özdeşlik iddiasından uzak bir kozmopolitan zemin sunduğuna işaret eder.[2] Kozmopolitanizm tartışmasının üçüncü (ve belki de en derin uzlaşmazlıklara konu olan) ayağını oluşturan "politik kozmopolitanizmin” merkezinde ise adalet tartışması bulunur. Dünya yurttaşlığı kavramına ve tüm insanlığın sahip olması gereken haklara olduğu kadar, bu hakların tesis edilmesini ve korunmasını sağlayacak politik ve hukuki rejimin normatif ilkelerine de odaklanan politik kozmopolitanizm için en temel mesele küresel düzeyde adaletin nasıl sağlanabileceği ve sürdürüleceğidir. [¨] Uluslararası İlişkiler, 2006. [1] G. W. Brown ve D. Held (2010) "Editors’ Introduction” Brown, G. W. ve Held, D. (Der.), The Cosmopolitanism Reader, Cambridge: Polity, s. 1-14. [2] Samuel Scheffler (1999) "Conceptions of Cosmopolitanism”, Utilitas, 11(3): 255-76. |